İNŞAAT SÖZLEŞMELERİNDE HAK VE ALACAKLAR BAKIMINDAN
İSPAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ
Eser sözleşmesinin unsurları 818 sayılı Borçlar Kanunu’na göre bir şey imali; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre bir eser meydana getirme, eser ve iş bedelidir.
Uygulamada eser sözleşmeleri karşımıza daha çok inşaat sözleşmeleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu aşamada gerek iş sahipleri ile yükleniciler, gerekse yükleniciler ve alt yükleniciler arasında eser sözleşmeleri akdedilmektedir. Nihayetinde bir binanın yapım aşamasında farklı kişilerin taraf olduğu ve farklı edimlerden oluşan (temel inşaatı, kazı işleri, bina inşası, elektrik, su tesisatı yapımı, asansör imali, dairelerin mutfak ve banyolarının yapımı, bahçe düzenlemesi vb. konularda) birçok eser sözleşmesi yapılmaktadır.
Eser sözleşmelerinde taraflar arasında çoğu kez; sözleşme konusu iş, yüklenicinin yaptığı işin ve alacağının miktarı, ödemeler, teslim konusunda ihtilaflar yaşanmaktadır. Bu kapsamdaki uyuşmazlıkların Yargı mercileri önünde çözülmesinde ispat kuralları aktif rol oynamaktadır. Bu sebeple bu yazımızda inşaat sözleşmelerinden kaynaklanan hak ve alacakların belirlenmesinde kilit nokta olarak nitelendirilebilecek ispat kurallarına yer verilecektir.
Örnek olarak yüklenici açmış olduğu davada işi bitirdiğini iddia ederek iş sahibinden alacak talebinde bulunmaktadır.
Eser sözleşmelerinde kural olarak yüklenicinin iş bedeline hak kazanabilmesi için eseri sözleşme ve ekleri, imar mevzuatı, fen ve tekniğine uygun olarak tamamlayıp iş sahibine teslim etmesi gerekir.
Yargıtay Özel Dairesi, eser sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda yüklenicinin yapmış olduğu iş metraj ve miktarını ispat ile, iş sahibinin ise ödemeleri ispat ile mükellef olduğunu kararlarında çoğu kez vurgulamaktadır[1]. Bu kapsamda yine yüklenici, eser sözleşmesinin fesih tarihine kadar yapmış olduğu işin karşılığı olan bedeli isteme hakkına sahiptir. İş tamamlanmadan sözleşmenin fesih edilmesi ya da yüklenicinin işi terk etmesi halinde yapılan kısmın iş sahibinin yararına ve kullanılabilir olması koşuluyla bedeli, sözleşme fiyatlarıyla hesaplanacaktır.
Bununla beraber eser sözleşmelerinin teslimin büyük önem taşıdığını belirtmekte faydalı olacaktır. Zira yüklenici gerek Kanun gerekse sözleşmede yer alan şartlar dâhilinde geç teslimden sorumlu olacaktır. Bazı uyuşmazlıklarda iş sahibi işin teslim edilmediği iddia etmekte, yüklenici ise işi teslim ettiğini savunmaktadır.
Eser sözleşmelerinde teslimin, yüklenicinin tamamladığı eseri sözleşmeyi ifa etmek niyeti ile iş sahibinin fiili hâkimiyetine geçirmesi olarak tanımlandığını görmekteyiz. Eserin teslim edilip edilmediğinin ispatında, tarafların hangi delillerle yapılacağı hususunda sözleşmeye hüküm koyabilirler ve teslim konusunda bir delil sözleşmesi yapabilirler. Ancak böyle bir delil sözleşmesi yoksa yüklenicinin meydana getirdiği eseri teslim ettiği vakıasını, teslim; hukuki işlem değil, hukuki fiil olduğundan kural olarak her tür kanıtla bu arada tanıkla dahi ispat edebilir.
Yine iş sahibi yükleniciye karşı olan iddialarında, sözleşme konusu işin yüklenici tarafından değil de, 3. kişi/kişiler tarafından yapıldığını ileri sürebilmektedir. Yargıtay kararlarında belirtildiği üzere, taraflar arasında geçerli bir eser sözleşmesinin varlığı halinde, işin başkası tarafından yapıldığı bu kerre iş sahibi tarafından yasal delillerle ispatlanmalıdır[2].
Netice itibari ile inşaat sözleşmelerinde ispat kuralları bakımından şu sonuçlara varılmıştır:
- İnşaat sözleşmesinde yüklenicinin bedele hak kazanması için işi mevzuata ve sözleşmeye göre bitirip iş sahibine teslim etmesi gerekmektedir. Bununla beraber, işin kısmi olarak yapılması halinde yüklenici yaptığı kısım ile orantılı olarak sözleşmede belirlenen ücrete göre talep hakkına sahip olacaktır. Burada artı parantez olarak yapılan kısmın iş sahibinin yararına ve kullanılabilir olmasının gerekliliğini belirtelim.
- Yüklenicinin ise işi yaptığının ispat ile mükellef olmakla beraber, iş sahibi ise ödemelerini ispat ile mükelleftir.
- Taraflar arasında geçerli bir eser sözleşmesinin mevcut olması halinde işin yüklenici değil de, başkası tarafından yapıldığı iddia ediliyorsa ispat yükümlülüğü iş sahibine ait olacaktır.
- Teslime ilişkin uyuşmazlıklarda, teslim olgusunun yüklenici tarafından ispat edilmesi gerekmekte olup, her türlü ispat vasıtasına olanak tanınmaktadır.
Yazan: Av.Merve Ayçe ÖZMERİÇ, 08.02.2017
[1] Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E. 2013/6122 K. 2014/4164 T. 17.6.2014 kararından alıntıdır: “Davacı taşeron ile davalı yüklenici şirket arasında imzalanan 22.11.2010 tarihli sözleşme, sözleşme ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 355 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi niteliğindedir. Kural olarak yapılan işin miktar ve değerini ispat yükü yüklenicide, iş bedelinin ödendiğini ispat yükü ise iş sahibindedir. Bir başka deyişle yüklenici yaptığı işin tutarını, iş sahibi de iş bedelini ödediğini kanıtlamak zorundadır. Somut olayımıza gelince; taraflar arasında işin eksik bırakıldığı konusunda bir uyuşmazlık yoktur. Davacı yaptığı imalât tutarını kanıtlamak zorunda olup, düzenlenmiş ise hakediş belgeleri ve tanık anlatımları ile davacının yaptığı imalât bedeli sözleşme fiyatları ile belirlenmeli, bu konuda mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişli şekilde ek rapor alınmalı ve bundan sonra da davalı tarafından kanıtlanan ve davacı tarafından kabul edilen ödemelerin mahsup edilerek bulunan iş bedeline hükmedilmesi gerekirken eksik inceleme ve değerlendirme ile hüküm kurulması doğru olmamış, hükmün bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.”
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E. 2013/6153 K. 2014/4556 T. 27.6.2014 kararı ile şu şekilde ifade edilmiştir: “Yanlar arasındaki uyuşmazlığın iş bedeli ve ödemeler konusunda toplandığı anlaşılmaktadır. MK’nın 6. ve HMK’nın 190. maddelerine göre yapılan işlerin miktar ve metrajıyla bedelini ispatlamak davacı taşerona, para ve malzeme vermek suretiyle yapılan ödemeleri ispat etmek ise davalı yükleniciye aittir.”
[2] T.C. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E. 2015/829 K. 2015/6452 T. 16.12.2015 kararından alıntıdır: “Dava sözleşme ve takip tarihine göre uygulanması gereken 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu 355 vd. maddelerde düzenlenen eser sözleşmesinden doğan alacağa ilişkin yapılan takibe itiraz nedeniyle 2004 sayı İcra İflas Kanunu 67. maddeye göre açılmış itirazın iptali davasıdır. Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Taraflar arasındaki sözleşmeye göre davacı yüklenici davalı iş sahibidir. Eser sözleşmesinde kural olarak davacı sözleşme ve yasaya uygun gerçekleştirdiği imalât miktarını, davalı ise yaptığı ödemeleri kanıtlamakla yükümlüdür. Sözleşme ayakta ve iş tamamlanmış ise işin sözleşme ilişkisi devam eden yüklenici tarafından tamamlandığı kabul edilir. Ama aksini kanıtlayan ikrar niteliğinde beyan var ise bu beyan esas alınmalıdır. Şayet, imâl edilen eserde ayıp varsa, iş sahibi tarafından süresi içerisinde ayıp ihbarında bulunulması şartıyla BK’nın 360. maddesinde sayılan seçimlik haklarından birisini kullanabilir. Bu hakkın kullanması için iş sahibi tarafından ayrı bir dava açılabileceği gibi, yüklenici tarafından aleyhine açılmış olan bir davada da bu hususu def’i olarak ileri sürebilir. Ayıp eserde olması gereken lüzumlu vasıfların veya sözleşmede kararlaştırılan vasıfların eksikliğini ifade etmektedir. 818 sayılı BK’nın 359/I. maddesine göre iş sahibinin eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre geç sayılmayacak bir süre içinde eseri muayene edip varsa ayıplarını yükleniciye bildirmesi gerekir. BK’nın 359/1. maddesine göre açık ayıplarda bildirimin “işlerin mutad cereyanına göre imkanını bulur bulmaz” diğer bir ifadeyle işlerin olağan akışına göre geç sayılmayacak bir süre içinde, 818 sayılı BK’nın 362/3. maddesine göre gizli ayıplarda ise gizli ayıba vakıf olur olmaz (öğrenir öğrenmez) yapılması gerekir.”
Bu ilke ve kurallar ışığında somut olaya gelindiğinde; davalının icra dosyasına verdiği itiraz dilekçesi ve davaya cevap dilekçesinde teknede yapılan boya ve macun işlerindeki ayıplı ve eksik işlerin kendileri tarafından söktürülerek üçüncü kişilere yaptırıldığını beyan ettiğinden teslim olgusu kanıtlanmıştır. Bu nedenle teslim olgusunun ispatı için keşif yapılmasına gerek bulunmamaktadır. Davacı tarafça teslimden sonra ayıp ihbarında bulunulduğu yasal delillerle ispatlanamamıştır. Ancak davacı, davalı iş sahibine gönderdiği 19.09.2011 ile 23.09.2011 tarihli e-maillerde son kat boya hariç diğer işleri yaptığını beyan etmekle son kat boya işinin eksik yapıldığını kabul etmiştir. Boya işi ile ilgili sözleşmeye göre son kat boya yapılmaması nedeniyle, davacının hakettiği boya işinden imalât bedeli konusunda davacının kabul ettiği boya işindeki eksiğin %20 oranda olabileceğine dair beyanı da dikkate alınarak hakettiği iş bedeli teknik bilirkişiye hesaplattırılıp diğer işlerle ilgili sözleşmedeki iş bedelinin tamamına hak kazandığı kabul edilerek bu suretle hakedilen toplam iş bedelinin hesaplattırılması, bundan taraflar arasında ihtilaflı olmayan 27.794,00 TL çekle ödeme düşülüp davalı defterlerinde 01.08.2011 tarih 2.248,00 yevmiye no ile “S. E. hesabından” açıklaması ile yapıldığı gösterilen 3.000,00 TL ve 1.200,00 TL olmak üzere toplam 4.200,00 TL ödemeye ilişkin dayanak belge bulunup bulunmadığı, bu ödemelerin davacıya yapılıp yapılmadığı araştırılıp sonucuna göre bu miktarın hakedilen bedelden düşülüp düşülmediği araştırılıp sonucuna göre karar vermek gerekirken davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
T.C. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E. 2007/3010 K. 2008/2636 T. 21.4.2008 kararından alıntıdır:“İmalatın yapılarak yerine takıldığı, keşif yapılarak saptanmış olmasına göre; sözleşme konusu işin yüklenici tarafından yapılmış olduğunun kabulü gerekir. Bu karinenin aksi, davacı iş-eser sahibi tarafından yasal delillerle kanıtlanamamıştır. Açıklanan bu hukuksal sebeplerle mahkemece davanın reddi gerekirken; kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.”

0 comments